“Yatırımcı risk almıyor”


“Tazedirekt, İncir, Annelüften gibi iddialı girişimler kapandı. Son dönemde ortam, yatırımcının daha fazla risk almasını teşvik etmiyor. İddialı projeler olsa da kaybı bir noktada kesmek adına son ve acı kararı vermek en doğru karar olabiliyor.”

1.)Son dönemde Tazedirekt, İncir, Annelütfen gibi iddialı girişimlerin kapandığını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişimlerin hayatına devam edememesinin sebebi, Türkiye’deki start up ekosistemiyle nasıl ilişkilendirilebilir?
İstatistiksel olarak bakarsak ne kadar iddialı olursa olsun, her girişimin kurucularını ya da yatırımcılarını mutlu edemeden kapanma ihtimali oldukça yüksek. Bu işin doğasında kazanmaktan çok kaybetmek var. Adı geçen üç girişimin üçü de gerçekten iyi fonlanmış, ekipleri güçlü ve uzunca bir süredir hayatını devam ettirebilen girişimlerdi. Hepsinin ortak noktası e-ticaret girişimleri olması. Son yıllarda e-ticaretin farklı kollarına ve iş modellerine çok sayıda yatırım yapıldı. Aşırı rekabetçi bir ortam oluştu. Bu aşırı rekabetçi ortam, pazarlama giderlerini yukarıya çektiği gibi girişimlerin ihtiyaç duyduğu yatırım, kaliteli insan kaynağı gibi alanlarda ise arz eksikliğine yol açtı. Bu da girişimlerin hayatta kalmasını zorlaştırdı. Bundan sonrası kurucuların maddi manevi dayanma gücüne, mevcut ya da yeni girecek yatırımcıların da risk iştahına kalıyor. Maalesef Türkiye’de son dönemlerde ortam, yatırımcının daha fazla risk almasını teşvik etmiyor. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman ne kadar iddialı projeler olsalar da kaybı bir noktada kesmek adına son ve acı kararı vermek en doğru karar olabiliyor. Ama bunu ekosistemin geneliyle ilişkilendirmenin doğru olacağını düşünmüyorum.

2.)Türkiye’nin son dönemde yaşadığı ekonomik ve siyasi atmosfer yabancı yatırımcıyı nasıl etkiliyor? OHAL döneminin uzayacağının açıklanması, yatırımcıyı etkiledi mi?
Burada söyleyeceklerim tamamen kendi fikirlerim ve gözlemlerim. Bu soruyu verilerle cevaplayacak kadar somut bilgiye sahip değilim. Ancak bir yatırımcının yatırım yaparken aradığı şeyler; düzgün ve güvenilir bir hukuki zemin, büyüyen ve istikrarlı bir ekonomik yapı ve bunların hepsini bir arada tutup güven veren istikrarlı bir yönetim. Ne yazık ki son yıllarda Türkiye’de bu saydıklarımızın hiçbirisi daha iyiye gitmiyor. Yatırımın, fikirlerin, girişimcilerin rahatça hareket edebildikleri bir dünyada, siz ülke olarak rekabetçi bir zemin yaratamazsanız öncelikle tamamen risk algısıyla hareket eden sermayenin başka taraflara kayması kaçınılmaz olur. O yüzden ben son dönemde yaşadığımız gelişmelerin hem yerli hem yabancı yatırımcıyı ciddi anlamda ürküttüğünü düşünüyorum.

3.)Türkiye’deki melek yatırımcılar, Türkiye dışında başka pazarlardaki girişimlerle ilgileniyor mu? Hangi pazarlardaki girişimlerin yatırım yapmak için daha uygun olduğunu düşünüyorsunuz?
Bununla ilgili bir genelleme yapmak doğru olmaz. Bu konuya çok sıcak bakan yatırımcılar olduğu gibi melek yatırımcılığın felsefesi gereği girişime ve girişimciye coğrafi olarak yakın olmayı her zaman tercih eden yatırımcılar da var. Ben Türkiye’de yatırım yaptığım gibi yurt dışında da yatırım yapıyorum. Benim gibi hareket eden çok sayıda yatırımcı da mevcut. Melek yatırımın ana fikri, girişimciye paranın yanı sıra mentorluk, network gibi destekler verebilmek. Tabii ki İstanbul’da yaşayan bir yatırımcı için San Francisco’da kurulu bir girişime para dışında sağlayabileceği faydalar, hemen yakınında kurulu bir girişime sağlayabileceği faydalar gibi olamaz. O yüzden gerek pazar riskini dağıtmak gerek daha büyük bir girişimci havuzu arasından seçeneklere ulaşabilmek açısından yurt dışındaki girişimlere yatırım yapmak avantajlı. Ancak mesafenin uzaklığı, aynı etkin çevreye sahip olamamak, girişimciyle sık sık bir araya gelememek gibi sebepler yüzünden de dezavantajlı. İyi bir denge sağlamak açısından, yatırımcının çevresinin nispeten daha geniş olduğu, lokal yatırımcılarla birlikte hareket edebileceği ve iyi girişimlere erişiminin olduğu bölgelerde yatırım yapmak daha akılcı oluyor. Ancak bu da her yatırımcı için değişebilir. O yüzden spesifik bir bölge ya da ülke söylemenin doğru olduğunu düşünmüyorum.

4.)Bir girişimci, girişimini kurduktan ve ivmelenip yatırım aldıktan sonra şirketi ayakta tutmak için nasıl hareket etmeli? Start up ruhunu kaybetmeden kurumsallaşmak nasıl olur?
Aslında bu pek de sorulmayan bir soru. Dışarıdan bakıldığında bu dönem girişimler açısından nispeten daha kolay zamanlarmış gibi görünüyor. Ancak hiç de öyle değil. Girişimin her döneminde ayrı zorluklar var. Öncelikle alınan yatırımın etkin bir şekilde kullanılması çok önemli. Çünkü para en bol zamanında bile çok dikkatli kullanılması gereken bir kaynak. Orta ve uzun vadeli planları çok iyi yapmak, stratejik hareket edebilmek de çok önemli. Start up ruhunu kaybetmeden büyümek ise çok zor bir konu. Şirketin genetiğinde bir dinamizm oluşturmak ve bunu korumak lazım. Bu da çalışan sayısı arttıkça ister istemez bozuluyor. O yüzden küçük ekipler halinde çalışmak, uzlaşmayı bilerek çatışmayı özendirmek, şirket içi tatlı bir rekabet yaratmak, insanların keyifle gelip uzun saatler geçirebileceği ortamlar oluşturmak, yapılabilecek onlarca şeyden sadece bazıları. Bütün bunların ortak noktası ise insan kaynağı. Girişimler özellikle bu noktada erişebildikleri en iyi ve şirket kültürüne en uygun yetenekleri aralarına katmalı.

5.)Kurumların start up’larla iş birliği yapmasının önemi nedir? Hangi sektörler ve şirketlerin start up’larla iş birliği yapması daha uygun olur?
Şirketler büyüdükçe ve yaşlandıkça kurucularının dinamizmini ve ruhunu genelde kaybediyor. Bu noktada onları o dinamik ve yaratıcı ruhu taşıyan start up’larla bir araya getirmek bir nevi aşı etkisi yaratıyor. Kendi içlerinden çıkarmakta zorlandıkları yeni fikirleri, inovasyonu, hızı, start up’larla etkileşim sayesinde yakalayabiliyorlar. Bu tip iş birlikleri girişimcilik ekosisteminin oturmuş ve gelişkin olduğu yerlerde çok daha yaygın. Bizde bu kültür yeni yeni oluşuyor. Pek çok kurumda çalışan profesyonel ya da patronda hala “parası neyse veririz, biz daha iyisini yaparız” anlayışı hakim. Her sektörde kurum ve start up ilişkisi yaratmak mümkün. Tabii ki göz önünde olan telekom, bankacılık, sağlık gibi sektörler, dev şirketlerin ve regülasyonun bol olduğu, tam olarak da bu nedenle, rahatsız edilmeye oldukça müsait sektörler. O yüzden bu alanlarda bu ilişki tipini görmek çok mümkün. Ancak hızı ve inovasyonu yakalamak isteyen her hantallaşmış şirket, start up’larla etkileşime girmekten fayda sağlar diye düşünüyorum.

6.)Geleceğinden umutlu olduğunuz yeni girişimlerden örnekler verebilir misiniz? Hangi sektörlerde, hangi problemlere çözüm getiriyorlar?
Burada biraz kendi yatırım yaptığım ve iyi bildiğim girişimleri sayabilirim. Artık her şeye rağmen Türkiye’de her gün yeni girişimler kuruluyor. Hepsini takip etmek mümkün değil. Bu yaz yatırım alan Insider, öncelikli olarak e-ticaret sitelerinin ziyaretçilerini sadık müşteriye döndürme noktasında çok kullanışlı araçlar sunan bir SaaS çözümü. Hem yurt içinde hem yurt dışında hızla büyüyorlar. Bu yaz, ikinci tur yatırımını tamamlayan Kolay İK, küçük ve orta ölçekli şirketlerin insan kaynakları ihtiyaçlarını karşılamaya aday bir SaaS çözümü. Bir diğer umutlu olduğum ekip de Anlatsin.com ekibi. Oldukça genç bir ekip olmalarına rağmen işveren markalaşması alanında sundukları çözümlerle oldukça başarılı bir büyüme yakaladılar.

7.)Bir start up için yatırım alınması gereken en kritik aşama hangisi?Alınan yatırım hangi alanlarda feğerlendirilmeli?Siz,hangi aşamadaki girişimlere daha çok inanıyor ve yatırım yapıyorsunuz?
Bu soruya verilecek doğru tek bir cevap yok.Prensip olarak ilk kurduklarında ya da fikir aşamasında yatırım almamalarının daha sağlıklı olduğunu söylüyoruz.Ama bu da pek doğru değil,çünkü o zaman da en yakınlarındaki ailelerinden yatırım alıyorlar ya da kendi birikimlerini inandıkları işe yatırıyorlar.Genelde belli bir ivme yakaladıktan sonra parayla ciddi kaldıraç etkisi yaratabilecekleri zaman,yatırım almak için en doğru ve kritik zaman.Yatırımın hangi alanda değerlendirileceği her girişim için farklılık gösterebilir.Ancak rekabette kalıcı,sağlıklı etki yaratabilecek harcama alanlarına öncelik vermek daha doğru.Kendi açımdan ise daha çok erken aşamada olan şirketlere yatırım yapmakla birlikte bugüne kadar hemen her aşamada girişime yatırım yaptım diyebilirim.Burada benim için önemli olan,girişimin benim yapacağım yatırım ve verebileceğim yardım sayesinde ne kadar fark yaratabileceği.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.