“Devlerle evliliğe hazır olmalı”


Bu, yeni bir trend. Temelinde dev şirketlerin kaynaklarını start up’lara açması yatıyor. Trendin öncülerinden biri de Coca-Cola. Şirketin inovasyon ve girişimcilikten sorumlu başkan yardımcısı David Butler, “İhtiyaçları ele alıp birlikte mükemmel çözüm üretiyoruz” diyor. Butler’a göre bu, geleceğin yeni iş yapış şekli olacak. Hatta start up’ların, büyük şirketlerin ve devletin birarada çalışmasıyla 10 kat daha iyi ve değerli ürün ve hizmetler hayata geçebilecek.

HANDE YAVUZ ÇALIK  hyavuz@capital.com.tr

Coca-Cola, dünyanın en büyük şirketlerinden biri. Geçtiğimiz yıllarda yeni bir model yaratarak dünyaya örnek olan şirket, bu modele Coca-Cola Kurucuları adını verdi. Model, çift taraflı kazanç ilkesine dayanıyor. Bu programla start up’lar fikirlerini hayata geçirirken Coca-Cola da büyüme stratejisini girişimcilikle sağlamış oluyor Coca-Cola’nın inovasyon ve girişimcilikten sorumlu başkan yardımcısı David Butler. Ona göre dev şirketler, yeterince esnek olmadığı için start up’lara ihtiyaç duyuyor. Start up’lar da yeterince kaynak ve finansmana sahip olmadıkları için devlerle çalışmak istiyor. Sonuçta her iki tarafın da kazanacağı şekilde iş modeli yaratmak çok önemli. Büyük şirketlerin ilişkilerini ve kaynaklarını kendi içlerindeki start up’lara açarak yeni ürünler çıkaracağını söyleyen Butler, “Hatta start up’ların, büyük şirketlerin ve devletin bir arada çalışmasıyla 10 kat daha değerli, 10 kat daha iyi ürün ve hizmetler hayata geçebilecek” diye konuşuyor. Coca-Cola’nın inovasyon ve girişimcilikten sorumlu başkan yardımcısı David Butler ile girişimcilikteki bu yeni dalgayı konuştuk:

Girişimcilikle büyümede gelecek dalgasından bahsediyorsunuz. Gelecek dalga ile neyi kastediyorsunuz?
Öncelikle son yıllarda ne gibi gelişmeler oldu onlara bakalım… Büyük şirket patronlarının, büyüme potansiyeli yüksek start up’lar kurduğunu yeni görmeye başladık. Start up devrimi 10 yıl önce ortaya çıktı. Ben bu durumu, bir kızla bir erkeğin hızlı flört etmeye başlaması gibi görüyorum. Ne büyük bir şirket ne start up birbirini tam olarak anlamaya başlamadan ilişki kurmaya çalışıyor. Birlikte zaman geçirmeleri ve birbirlerinin kaynaklarından yararlanmaları lazım. Bir nevi evlenmeye hazır hale gelmeleri gerekir. Yani öyle bir ilişki olmalı ki bu birlikteliği oluşturan şirketler, ayrı ayrı bu ilişkinin sonucunda yaratacakları ürün ya da hizmeti yapamamalı. Bu ciddi bir sorumluluk gerektirir. Dalgalardan biri bu. Biz Coca-Cola Kurucuları platformunda bunu esas aldık. Bu program sayesinde start up’lar fikirlerini hayata geçirebiliyor, Coca-Cola da büyüme stratejisini girişimcilikle sağlamış oluyor. Daha az bir parayla içeride üretmeye çalıştığımız yeni projeleri, çok daha hızlı şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Bizim start up’larla kurduğumuz model, bir nevi stratejik ortaklık. Start up’lar bizim, biz start up’ların büyümesine yardımcı oluyoruz. Kazan-kazan ilişkisini sağlamış oluyoruz. Diğer önemli bir gelişme, “yalınlaşma”. Yalınlaşma her şeyi değiştirdi. Yalın metotların hedefi, başarılı kurucuların maksimum hız ve minimum zararla bugünün start up’larını oluşturmasıydı. Kurucular, yeni bir şirket de kurabilir veya yöneticileri var olan şirketin içinde bir start up programı da oluşturabilir.

Sörfçülerle girişimcilerin ortak yanları olduğunu belirtiyorsunuz. Neden böyle düşünüyorsunuz? Ortak yanları nedir?
Sörfçüler, hava durumunu takip eder, akıntı ve ayın suretine bakıp makro koşulları anladıktan sonra sörf yapmaya karar verir. Suyun içindeyken, ufka bakıp dalgaların yaratacağı etkiyi düşünürler. Tüm koşulları değerlendirdikten sonra şartlar uygunsa suyun üzerine çıkarlar. Aynı işlem girişimciler için de geçerli. Girişimciler, öncelikle insanların yaşadığı büyük problemleri inceler. Ardından yeni teknolojiler ve yeni iş modelleriyle var olan çözümden daha iyi çözebilecek potansiyel bir çözüm var mı diye takip ederler. Olası çözüm stratejilerini ortaya çıkarırlar. Yeni kuracakları start up’ın sunacağı ürün ya da hizmetin pazarın hedefiyle uyumlu olup olmadığını incelerler. Bu da şu demek: Yeterli sayıda kişi, büyük şirketlerin sunduğu çözüm yerine seni tercih etmeyi isteyecek mi? Bu yüzden start up’lar da sörfçüler gibi ufka bakar ve doğru zamanda ürün ya da hizmeti sunmayı hedefler.

NE TİP START UP’LAR GÖRECEĞİZ?
Dünyada Uber gibi yeni ve yıkıcı birçok start up göreceğimiz kanısındayım.

Geçtiğimiz 10 yıla bakarsak ne tip start up’lar ortaya çıktı? Önümüzdeki yıllarda ne tip start up’lar kurulacak?
“Yıkıcı” ve “yaratıcı” olmak üzere start up’ları ayırmak lazım. Yıkıcı start up’lar, büyüklerin peşinden giden, var olan pazarda yer almaya çalışan ve insanların zaten aldıkları ürün ya da hizmetler için daha iyi çözüm sunmaya çalışanlardır. Bu aslında çok zor bir start up modeli, çünkü var olan güçlü oyunculara meydan okuyor ve agresif bir strateji benimsiyor. Uber, bu stratejiyle kurulmuş çok başarılı bir start up. Yaratıcı start up’lar ise pazarın farkında olmadığı çok büyük ihtiyacı karşılamaya odaklanır. Büyük şirketlerin problemi fark edememesinin yanı sıra çözümü de bulamıyor olması gerekiyor. Burada kurucuların tamamen yeni ve ihtiyaca yönelik ürün yaratması lazım. Bu tip start up’ların kısa zamanda çok büyük müşteri tabanına ulaşması şart. Eğer yeteri derecede hızlı hareket ederlerse pazarda monopol şirket olur ve pazar payının dev kısmını elde ederler. Google, bu modele mükemmel bir örnek. Gelecekte ise yıkıcı start up’ları daha fazla göreceğimizi düşünüyorum.

Start up’ların yaptığı en büyük hata nedir? Sürdürülebilir büyüme için ne yapmaları gerekir?
Başarılı ve başarısız start up’lar arasındaki fark, “yalın” olup olmamalarından geçiyor. Start up’lar insanların sahip olduğu bir problemi bulup yalın kalmalı. Yani, en kısa zamanda en az zararı yaparak çözüme ulaşmalı. Bunu da büyümeye ve tutarlı değer yaratmaya odaklı olarak gerçekleştirmeli. Örneğin Instagram öyle bir ürün üretti ki kuruluşundan 2 ay sonra 1 milyondan fazla kullanıcıya ulaştı. 2 yıldan daha az bir sürede Facebook’a 1 milyar dolara satıldı. Boo.com şirketi, ilk ürününü üretmeden önce 18 aydan daha fazla bir sürede 135 milyon dolar girişim sermayesi harcadı. Kısa bir süre sonra şirket başarısız oldu. Aslında Boo, tamamen “yalın” start up stratejisinin tam tersi bir örnek oldu.

devlerle-evlilige-hazir-olmali-2Günümüz iş dünyasında hangi tip kişiliğe sahip girişimciler daha şanslı?
Doğru zamanda doğru yerde olmak çok önemli. Buna şans demek konusunda emin değilim. Sörf metaforunda olduğu gibi şanstan anladığımız şey, girişimcinin pazardaki davranışları görebilme ve gerçek hayata aktarabilme becerisidir. Deneyimlerime göre, başarı ve başarısızlığı ayıran kurucuların bazı yeteneklere sahip olması. Birincisi, problemi gerçekten anlayıp, çözüme ulaşıp pazara uygun net bir ürün yaratmak. Eğer sunduğunuz çözüm, çoğu insanın yararına değilse o zaman işin büyüklüğü de o kadar büyük olmayacaktır. Mükemmel girişimciler, pazarın ihtiyacına uyan ürünü bulan kişilerdir. Aksi takdirde emek verdikleri start up’ları kurtaramayacaklarını bilirler. Bunun anlamı şu: Pazara uygun, insanların problemlerine çözüm getiren, ürettiği ürünü test eden kişiler başarılı olur. Test etmeden inançla yola çıkanlar yanılır. Çünkü bu bir inanç meselesi değil.

Başarılı start up çıkarma anlamında Türkiye’nin potansiyelini nasıl buluyorsunuz?
Bence Türkiye, global start up ekosisteminde potansiyel olarak büyük bir merkez. Bir şehir ya da bir ülkede start up kültürünün mükemmel çalışması için üç şeye ihtiyaç var: Büyük problemler, güçlü yetenek ve girişim sermayesi. Her yerde büyük problemler var. Türkiye’nin mükemmel ürünler geliştirmesi için tasarımcı ve mühendise sahip olması gerekir. Sadece girişim sermayesinin olması da bir yarar sağlamaz. Yeni iş kurmak için girişimcilere mentorluk yapan kişilerin de olması gerekiyor. Tüm bunların yanında İstanbul, çok özel bir pozisyona sahip. Birincisi, İstanbul’un batı ve doğu şehirlerinden yetenek çekecek bir coğrafyası var. İkincisi Coca-Cola gibi çokuluslu şirketlerin de merkezi. Bu tip çokuluslu şirketler, kendi kaynaklarını, ilişkilerini bu ülkede açarak start up kültürünü sadece şehir olarak değil ülke olarak da yayabilir. Türkiye de Yeni Zelanda ve Danimarka gibi ülkelere katılıp “yeni” start up ülkesi olabilir. Çok kısa bir süre önce Yeni Zelanda’daydım. Bugün yatırımlarını, “start up ülkesi” olma yönünde yapıyorlar. Bunun GSYİH’ye doğrudan etkisi olacağını düşünüyorlar. Bunun için girişim sermayesi yaratıp doğru altyapı, doğru vergi teşviki sağlamaya ve süper yetenekleri çekmeye çalışıyorlar. Türkiye’de de ne olacağını izlemek çok heyecanlı olacak.

GELECEK DALGA NE OLACAK?
İÇERİDEN GELEN GÜÇ:  Gelecek dalgada, büyük şirketler ilişkilerini ve kaynaklarını kendi içlerindeki start up’lara açarak yeni ürün çıkaracak. Biz bu modeli, Coca-Cola’da kanıtladık. Tüm uluslararası şirketlerin benzer modeli uyguladığını düşünün. Herkesin fikrini rahatça söylediği bir platform yarattığınızı düşünün.

İŞSİZLİK KRİZİNE ETKİSİ: Onları girişimciliğe özendirdiğinizi düşünün. Hatta start up’ların, büyük şirketlerin ve devletin bir arada çalıştığını düşünün. Global işsizlik krizine, GSYİH’ye etkisini hayal edin. Gelir, ırk, yaş ayrımı yapmadan kurulan startup’lara etkisini düşünsenize… Yeni dalganın bu olacağını düşünüyorum. Girişimcilerin bunu fark etmesi ve buna göre davranması gerekiyor.

DAHA DEĞERLİ ÜRÜNLER: Apple ve Google buna en iyi örnek. Bence gelecek dalga, start up ve büyük şirketlerin birlikte sunacakları 10 kat daha değerli, 10 kat daha iyi ürün ve hizmet olacak. Bu bizim aynı zamanda Coca-Cola’daki stratejimiz.

Türkiye’nin start up ülkesi, olması için ne yapması gerekiyor?
Türkiye için bazı durumlar yapısal. Türkiye’nin doğru yetenek ve girişim sermayesi elde etmesi için uygun altyapısının olması gerekiyor. Ama aynı zamanda en iyi girişimcilerin, düşüncelerini gerçekleştirmeye karar vermesi de ayrı bir konu. Amerika’nın eski başkanlarından Abraham Lincoln’un bir lafı vardır: “Bekleyenlere bazı şeyler gelebilir. Fakat bunlar yalnızca acele davrananlardan kalan şeylerdir.”

devlerle-evlilige-hazir-olmali-3Start up’ların karşılaştığı zorluklar nedir?
Büyük şirketlerin karşılaştığı en büyük ironilerden biri start up’ların esnekliğiyle mücadele etmek zorunda olmaları. Yeniyi yaratmak artık hız ve esneklik gerektiriyor. Yeni ürün, yeni iş modeli, yeni teknolojilere olan yatırım en büyük mücadele maddeleri. Büyük şirketlerin çok büyük ölçekleri var. Nakte, müthiş yetenekli çalışanlara, güçlü markalara, dağıtım kanallarına, global tedarik zincirlerine, güçlü ilişkilere ve global ölçeğe ulaşma gücüne sahipler. Ancak esnek değiller. Start up kurucularının hiçbir şeyi yok belki ama esneklikleri var. En önemli eksiklikleri ise ölçeklerinden kaynaklanan sorunlar. Birkaç yıl önce Coca-Cola’da kendimize sormaya başladık: “Start up’ların ihtiyacı olan ölçeği onlara verirsek ne olur?” Bu düşünce tarzı, yeni bir model yaratmamıza neden oldu. Buna Coca-Cola Kurucuları dedik. Burada, kendi içimizde tohum aşamasında olan start up’lara destek oluyoruz.

İLK İŞİMİZ
ÖNE ÇIKAN PROBLEM: San Francisco’da start up olarak kurulan Wonolo, 2014 Ocak ayında lanse edildi. “Wonolo ‘yu stokta olmayanlar”ı belirlemek için kurduk. Bu start up modelimizle milyar dolarlık fayda sağladık. Buradaki problem şuydu: Bir müşteri stokta olmayan ürünümüzü satın alamıyordu.

DEPOLAMADA YENİLİK: Öyle bir stok modeli yaratmalıydık ki o ürünü almak istediğinde alabilsin. Depolama sistemimizde yenilik yaptık. Wonolo adında bir sistem yarattık. Buna göre perakendeci stokun boşaldığını gördüğü zaman Wonolo’ya yazıyor ve geçici yardım istiyor.

TALEP BAZLI İŞ MODELİ: Bunun için geçici çalışanlara da ihtiyaç duyuluyor. Bu geçici çalışanlara da “wonoloer” dedik. Ücretini bu aplikasyondan alıyor ve perakendeci aldığı hizmetin kalitesine göre puanlama yapıyor. Kuzey Amerika’da 700 mağazada uyguluyoruz. Wonolo’nun Uber, Burger King ve Home Depot gibi 70 adet müşterisi de var. Bu talep bazlı iş modeli çok dikkat çekici. Sistem hem kolay hem kazançlı.

GİRİŞİMCİ KİMDİR?
Girişimci olmak demek, herkesin “Yapamam” dediğine “Ben yapabilirim” deyip onu yapabilir kılmak demek. Bu kişiler, ekibini kurar, finansı nasıl elde edeceğinin planını ve pazarlığını yapar. Bence, girişimci olmanız için bir üs kurmanız gerekmiyor. Hepimiz yeni projeleri, yeni planları, yeni takımları, yeni rotaları yeniden yapabiliriz. Büyük bir şirketin çalışanı olarak da girişimci olabiliriz. Hepimiz yaptığımız her işin başarılı olmasını isteriz. Yani yaptığım ne ise her zaman girişimci olarak hareket etmeliyiz. Ancak bu şekilde başarılı olabiliriz.

Hangi alanlar start up kurmak için daha elverişli?
Hangi alanlar önümüzdeki dönemlerde daha gözde olacak?
Dünyadaki birtakım insanlar, her prosesi ve ürünü diğerlerinden daha hızlı ve daha ucuza üretmeye çalışıyor. Eğer siz var olan bir sektörün içindeyseniz, o sektörün lideriyseniz ve gelen dalgaları görmezden görüyorsanız, sanırım Kodak gibi kaybedenler arasında olabilirsiniz. Uber, 6 yıl önce kuruldu. Ama hala yeni ve “yıkıcı” bir start up gibi görünüyor. Dünyada Uber gibi birçok start up göreceğimiz kanısındayım.

Dev şirketler için start up’ların önemi nedir?
Dev şirketler, yeterince esnek olmadığı için start up’lara ihtiyaç duyuyor. Start up’lar da yeterince kaynak ve finansmana sahip olmadıkları için global devlerle çalışmak istiyor. Sonuçta her iki tarafın da kazanacağı şekilde iş modeli yaratmak çok önemli.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.