“Yenilikçi şirketlere iyi ortam sağlıyoruz”


Technoport, Lüksemburg’da yer alan bir teknoloji üssü. 2012’de limited şirkete dönüştü. Technoport CEO’su Diego de Biasio, ana hedeflerinin teknoloji bazlı, yenilikçi şirketlerin, Lüksemburg’da kurulması ve gelişmesi için en iyi ortamı sağlamak olduğunu söylüyor. Diego, Türk girişimcilerini de Lüksemburg’a davet ediyor. İki ülkenin şirketlerinin uluslararası pazarlara açılmasına ön ayak olacak daha planlı bir işbirliği geliştirmek istediklerini aktarıyor.

ASLI SÖZBİLİR  asozbilir@capital.com.tr

yenilikci-sirketlere-iyi-ortam-sagliyoruz-2Lüksemburg şehir merkezinin 20 kilometre kadar güneyine, Belval’e geldiğinizde sizi önce eski bir sanayi kentinin paslı hatıraları karşılıyor. Ancak görünenin aksine Belval, 2012’den beri radikal bir dönüşüm geçiriyor. 1998’de Henri Tudor Devlet Araştırma Merkezi’nin bir inisiyatifi olarak başlayan ve 2012’de limited bir şirket olarak yoluna devam eden teknoloji üssü Technoport, burada dünyanın dört bir yanından inovatif fikirlere can veriyor. Bugün Technoport, 30’dan fazla yenilikçi start up’ı misafir eden bir iş inkübatörü olarak teknoloji alanında çalışan küçük takımların ve bireylerin fikirlerinin sağlamasını yapmasını, uygulamasını ve geliştirmesini hem laboratuvarlarıyla hem iş ortaklarıyla destekliyor. Technoport’a katılmak isteyen girişimcilerin öncelikle projelerinin yenilikçi ve teknolojik yanlarını açıklayan 3 sayfalık bir başvuru yapması gerekiyor. Technoport CEO’su Diego de Biasio, “Bugün itibariyle programımıza kabul ettiğimiz 109 şirketin 46’sı inkübatör programımızı başarıyla bitirdi. Bunların da 15’i uluslararası şirketler tarafından satın alındı” diyor. Bugüne kadar ABD, Kıbrıs, İsrail, İtalya ve Almanya’dan girişimcileri misafir eden Technoport’a kabul edilen bir Türk şirketi ise henüz yok. Diego de Biasio, “Türkiye’deki bazı yerel aktörlerle güven bazlı ilişkiler kurmaya ihtiyacımız var. Bizim Türkiye’deki start up ekosistemini anlamamız onların da bizim nasıl çalıştığımızı anlaması lazım” diye konuşuyor. Diego de Biasio ile yaptığımız sohbet şöyle:

BİR START UP TECHNOPORT VİZESİNİ NASIL ALIR?
KRİTER TESTİ
Technoport’ta girişimcilere ve start up’lara iş inkübasyonu, hızlı prototipleme ve ortak çalışma alanının zeki bir bileşimini sunmaya çalışıyoruz. Programlarımızı 4 adımlık bir süreçte inşa ediyoruz. Birinci adım, bir girişimcinin bize Technoport’ta yer almak için başvurması. Projenin kriterlerimize uyup uymadığına bakıyoruz.
MÜŞTERİ ONAYI
Eğer girişimci bizim ön-ticari programımıza girebilirse ikinci adım olarak onu ortak çalışma alanımızda, sonunda gerçekçi ve uygulanabilir bir iş fikri bulması gereken 4 aylık bir ücretsiz programa alıyoruz. Bu adımın en önemli gereksinimlerinden biri müşteri onayı. Üçüncü adım olarak, projenin hazır olduğunu düşündüğümüzde bize projeyle ilgili tavsiyelerde bulunmasını beklediğimiz harici bir seçme paneli oluşturuyoruz.
START UP FAZI
Dördüncü adım ise yönetim kurulumuzun onayıyla şirketin 3 yıllık bir start up fazına geçmesi. Bu fazda şirketler kendi ofislerini kiralıyor. Bizim desteğimiz daha çok fikrin doğru ortaklarla, müşteri adaylarıyla, uzmanlarla ve finansal destekçilerle bir araya gelmesine imkan vererek uygulanabilir olmasını sağlama konusunda. Hızlı bir şekilde prototip yaratma ihtiyacı olan projeler de dijital üretim laboratuvarımızdan faydalanabilir.

PROGRAMINIZI KAÇ ŞİRKET BİTİRDİ?
109 şirketin 46’sı inkübatör programımızı başarıyla bitirdi.

Bize Lüksemburg’dan ve start up’lara sunduğu ekosistemden bahsedebilir misiniz?
Birkaç yıldan beri hükümet inovasyonu ve hem kamu hem özel sektör araştırmalarını ciddi anlamda destekleme kararı aldı. Birçok tematik kümelenme oluşturulması sayesinde (bilişim, uzay, döngüsel ekonomi ve materyaller gibi) değişik sektörler gelişti. Lüksemburg Üniversitesi’nde çok disiplinli araştırma merkezleri kuruldu ve birçok uluslararası tanınmış araştırmacı getirildi. Start up’ları desteklemek için özel finansman modelleri geliştirildi. İş yaratma, AR-GE proje ve programları, servis sektöründe inovasyon, temiz teknolojiler ve sürdürülebilir kalkınma gibi alanlara özel birçok finansman mekanizmaları var. Bir girişimci olarak işinizi Lüksemburg’da kurmanız ve geliştirmeniz için destekler bulunuyor. Kuluçka merkezleri (inkübatörler), ortak çalışma alanları, yaratıcılık merkezleri, Luxinnovation gibi ajanslar ve diğer kurumlar zaman içinde gittikçe daha profesyonel bir hale geldi. 2012’den beri sadece devletten değil şirketlerden de gelen destekle koşullar çok iyileşti. Böyle bir destek sistemi, önemli müşterileri, genç şirketleri getirebileceği için çok önemli. Lüksemburg bunların dışında da avantajlar sunuyor. Ekonomik durum kesinlikle bunlardan biri ama tek avantaj bu değil. Lüksemburg tarafsız ve siyasi olarak dengeli bir ülke. Avrupa’nın ortasında olması da Fransa, Almanya ve İngiltere gibi pazarlara ulaşmak için bir avantaj. Çok kültürlü (175 millet) ve dolayısıyla da çok dilli bir ülke. Finans, uzay ve güvenlik gibi değişik sektörlerde uzmanlığı var ve karar vericilere ulaşmak birçok ülkeye göre daha kolay. Geçmişte gerekli hukuksal altyapı değişikliklerini diğer ülkelerden daha hızlı yaparak bir rekabetçi avantaj sağlayabileceğini de gösterdi. Coğrafi konumu ayrıca birçok yabancı üniversiteye ve olanağa ulaşmayı da kolaylaştırıyor.

Bize Technoport’tan bahsedebilir misiniz? Technoport nedir? Neden kuruldu?
Technoport projesi, 1998’de şu anda Lüksemburg Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nün bir parçası olan Henri Tudor Devlet Araştırma Merkezi’nin bir inisiyatifi olarak başladı. Amaç kamunun yaptığı araştırmayı yenilikçi girişimcilerle bir araya getirmekti. 2012’de araştırma merkezinden ayrıldı ve limited bir şirket oldu. Bu esnada Belval’daki yeni merkezimize taşındık ve bir diğer ulusal kuluçka merkeziyle de birleştik. Bugün Technoport 30’dan fazla yenilikçi start up’ı misafir eden bir iş inkübatörü olarak teknoloji alanında çalışan küçük takımların ve bireylerin fikirlerinin sağlamasını yapmasını, uygulamasını ve geliştirmesini üç ana platformda destekliyor. Ayrıca ürün odaklı projeleri ve hızlı prototip yaratmayı desteklediğimiz için Lüksemburg’da AR-GE faaliyetinde bulunan yabancı şirketlere de ekonomik çeşitlendirme amacıyla açığız. Technoport, insanları bir araya getirip iş konseptlerinin ve uygulamalarının sağlamasını yaptığımız, yılda 5-6 kez spesifik ve tematik “hackathon”lar düzenlediğimiz bir ortak çalışma alanı.

Technoport’un yapısından biraz bahsedebilir misiniz?
Technoport bugün iki ortağı olan bir limited şirket. Ekonomi Bakanlığı’nın payı yüzde 75 ve Société Nationale de Crédit et d’Investissement (SNCI) bankasının payı yüzde 25. Operasyonel takımımız tam zamanlı 5 çalışandan oluşuyor. Amacımız network’lerde faaliyet göstererek bir fırsat gördüğümüzde ihtiyacımız olan uzmanlığı bulmak.

Technoport’un vizyonu ve misyonu nedir?
Technoport’un ana hedefi, teknoloji bazlı, yenilikçi şirketlerin ve projelerin Lüksemburg’da kurulması ve gelişmesi için en iyi ortamı sağlamak. Başarısızlık oranını girişimcilere koçluk hizmetimizi açarak, onları uzmanlarımız ve ortaklarımızla bir araya getirerek ve uygun çalışma ortamını yaratarak azaltmaya çalışıyoruz. Vizyonumuz ise doğru inovasyon ve girişimcilik ekosistemini kurarak fikirler ve başarı arasında bir köprü kurmak.

Programınıza katılmak isteyen bir start up ne yapmalı? Şartlar nedir?
Süreci başta çok basit tutmaya çalışıyoruz. Ön-ticari programımıza katılmak isteyen girişimciler, bize projelerinin yenilikçi ve teknolojik yanlarını açıklayan en çok 3 sayfalık bir başvuru yapmalı.

HANGİ SEKTÖRLERDE UZMANLAŞTINIZ?
Technoport uzmanlaşmış bir inkübatör değil, birçok sektörden şirkete kapımız açık.

Technoport’un start up’lar için küresel bir merkez olduğunu söyleyebilir misiniz?
Evet, giderek daha fazla öyle oluyor. Değişik uluslararası ağların ve kuruluşların parçasıyız (EBN, IASP, INBIA, iHUB) ve bu yıl Top10 University Associated Business Incubators -UBI (En İyi 10 Üniversite Bağlantılı İş İnkübatörleri) sıralamasında dünyanın 7’nci ve Avrupa’nın 5’inci en iyi inkübatörü seçildik. Şvirket başvuru datamıza baktığımızda son birkaç yılda çok ilginç bir trend görüyoruz. Ülke içi başvurular yüzde 52 oranında artarken, komşumuz olmayan ülkelerden gelen başvurular da artmış yüzde 23 artmış. Bu, ben 2001’de Technoport’ta çalışmaya başladığımda başvurularımızın yüzde 50’sini aldığımız komşu ülkelerin şu anda başvuruların sadece yüzde 25’ini oluşturduğu anlamına geliyor.

TÜRK START UP’LAR DIŞARIDA BAŞARILI OLABİLİR Mİ?
GLOBAL DÜŞÜNCE ŞART
Neden olamasınlar? Global olabilmek için gereken en önemli şeylerden biri, girişimcilerin düşünce tarzı. Büyük hayaller kurmaya ve uluslararası piyasalarda büyümeye cesaret edebilmeliler. Girişimciler genelde önce kendi pazarlarında işe başlar. Eğer Lüksemburg’a bakarsanız, burası küçük bir piyasa ve girişimciler hızla dışarı açılmak zorunda. Bu, globalleşmeye yardımcı olabilir ama eğer gerekli düşünce tarzına sahip değilseniz yeterli olmaz.
DOĞRU YOLDASINIZ
Sizin ekosisteminizi daha iyi anlamamız lazım ama gördüğümüz kadarıyla dinamik ve potansiyel vaat eden bir ekosistem. Birkaç yıl önce sayısı oldukça az olan inkübatörlerin sayısının da şimdi 20’yi aştığını biliyorum. Bu da ekosistemin doğru yönde geliştiğini gösteriyor. Biz programımıza henüz bir Türk start up kabul etmedik. Türkiye’deki bazı yerel aktörlerle güven bazlı ilişkiler kurmaya ihtiyacımız var. Bizim Türkiye’deki start up ekosistemini anlamamız onların da bizim nasıl çalıştığımızı anlaması lazım.
İŞBİRLİĞİ İÇİN TOP BİZDE
Lüksemburg’a gelmek isteyen Türk yatırımcılar için de Türkiye’ye gelmek isteyen Lüksemburglu yatırımcılar için de doğru destek programlarını geliştirmemiz lazım. Türk start up’ları Technoport’a getirmek üzere Türkiye’deki yetkililerle henüz bir işbirliğimiz yok. Ama Ankara’daki Lüksemburg Büyükelçiliği ile iletişime geçtik ve 2015 yılında iki kez ülkenizi ziyaret ederek Etohum ve diğer yerel oyuncularla tanıştık. Artık iki ülkenin şirketlerinin de uluslararası pazarlara açılmasına ön ayak olacak daha planlı bir işbirliği geliştirmek için top bizde.

Programlarınıza tüm dünyadan ne tür şirketler katılıyor? Birkaç örnek verebilir misiniz?
ABD’den, Kıbrıs’tan, İsrail’den, İtalya’dan ve Almanya’dan şirketler misafir ettik. Bazıları ön-ticari programımızı Lüksemburg’a yatırım kararı alıp almamak amacıyla kullanırken bazıları da şirketlerini Technoport’ta kurdu. İsrail’den RAVAL ve Shekel, ABD’den Wafergen Biosystems, İtalya’dan SIPA ve Almanya’dan PayCash bazı örnekler. Son iki yılda Doğu Avrupa, Asya ve Ortadoğu gibi diğer bölgelerle de daha çok iletişime girdik. Bu, önümüzdeki yıllarda bize yeni yatırımlar getirebilir.

Şu ana kadar kaç start up’a destek verdiniz?
Bugün itibariyle programımıza kabul ettiğimiz 109 şirketin 46’sı inkübatör programımızı başarıyla bitirdi. Bu şirketlerin de 15’i uluslararası şirketler tarafından satın alındı. Başvuruların kabaca yüzde 6-8’ini kabul ediyoruz.

Programlarınıza katılmak isteyen yabancı şirketler ne gibi zorluklarla karşılaşabilir?
Letonya, ABD, Japonya, Türkiye gibi uzak ülkelerden gelenlerin piyasayı ve rakipleri kendi ülkelerindekiler kadar iyi tanımaması olabilir. Ama uluslararası pazarlara açılmayı isteyen tüm şirketler bu zorluğu yaşayacaktır. İdeal olarak distribütör ve ortaklarını daha önceden belirlemeli ve açılmayı düşündükleri pazarları bizimki gibi programlar aracılığıyla önceden iyice araştırmalılar. Bir piyasaya girmenin bazen iyi bir yolu da uluslararası fuarlar olabilir.

Uzmanlık alanınız var mı?
Technoport uzmanlaşmış bir inkübatör değil. Medikal, bilişim güvenliği, nesnelerin interneti, endüstriyel uygulamalar, çevre teknolojileri, finansal teknolojiler, genel yazılım ve internet uygulamaları alanlarında şirketlerimiz var. Paul Wurth, SES Astra gibi şirketler ve bazı bankalarla özel işbirliklerine başlıyoruz. Bu da sanırım birçok sektörü kapsıyor.

Sizce start up’ların devlet desteğine ihtiyaçları var mı?
Bir dinamizm yaratmak ve doğru ekosistemi oluşturmak için devlet desteği kesinlikle gerekli. Start up sektöründe başlangıç finansmanı gibi piyasanın hala doğru işlemediği yerler var. Özel devlet destekleri ve inisiyatifleri böyle problemlerin önüne geçebilir. Eğer uluslararası pazarlara açılmaktan bahsediyorsak girişimcileri bu adımı atmaları için destekleyecek programlar ve inisiyatifler planlanabilir. Bu, sübvansiyonla ve yabancı inkübatörlerle ortak geliştirilecek mali destek programlarıyla halledilebilir. Start up’ların uluslararası hareket kabiliyetlerini iyileştirecek araçlar da oluşturulabilir. Ancak devlet desteği işin sadece bir yönü. Eğer start up’ların inovasyon için önemini kavrayabilirlerse özel sektör de burada aktif bir rol oynayabilir.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.